Zaman, modern insanın en çok şikâyet ettiği ama en hoyrat kullandığı kavramlardan biri hâline geldi. “Vaktim yok” cümlesi neredeyse bir kimlik ifadesi gibi kullanılıyor. Her şeyin daha hızlı olması gerektiğine inanıyoruz: Daha hızlı iletişim, daha hızlı sonuç, daha hızlı başarı… Ancak hız arttıkça, hayatın anlamı aynı oranda derinleşiyor mu? İşte asıl soru burada başlıyor.
Hız, çoğu zaman verimlilikle karıştırılıyor. Oysa hızlı olmak, her zaman doğru olmak anlamına gelmez. Günlük yaşamda alınan acele kararlar, yüzeysel ilişkiler ve çabuk tüketilen deneyimler; bireyin hayatla kurduğu bağı zayıflatabiliyor. İnsan, yetişmeye çalıştığı bir hayatın içinde, yaşadığını fark edemeden ilerliyor.
Anlamlı yaşamak ise bambaşka bir duruş gerektirir. Bu, yavaşlamak demek değildir; fark ederek ilerlemek demektir. Ne yaptığını, neden yaptığını ve bunun sende ne hissettirdiğini bilerek hareket etmektir. Anlam, çoğu zaman sonuçta değil; süreçte saklıdır. Ancak hız odaklı bir yaşam, süreçleri görmemizi engeller.
Özellikle genç bireyler, erken yaşlardan itibaren “bir yerlere yetişme” baskısıyla karşı karşıya kalıyor. Daha lise yıllarında bile geleceğe dair ağır beklentiler, karşılaştırmalar ve zamanla yarış duygusu ön plana çıkıyor. Bu durum, bireyin kendini tanıma sürecini aceleye getiriyor. Oysa insanın kim olduğunu anlaması, sabır isteyen bir yolculuktur.
Hızlı yaşamak, genellikle dış beklentilerle şekillenir. Toplum, çevre, sosyal medya ve kalıplaşmış başarı ölçütleri; bireyi sürekli ileriye doğru iter. Anlamlı yaşamak ise daha çok iç sesle ilgilidir. İnsan, kendi değerlerini fark ettiğinde ve onlara uygun bir yaşam kurduğunda anlam duygusu güçlenir. Bu da cesaret ister; çünkü herkesin koştuğu yolda yürümemeyi göze almak gerekir.
Hayatın bazı anları vardır ki hızın anlamsızlaştığı yerlerdir. Bir sohbetin ortasında, bir düşüncenin içinde ya da bir başarısızlığın ardından gelen farkındalıkta… Bu anlar, insana durup düşünme fırsatı verir. Anlamlı yaşam, işte bu duraklarda şekillenir. İnsan, kendine ayırdığı bu alanlarda derinleşir.
Anlam duygusu gelişmiş bireyler, başarıyı sadece sonuçlarla ölçmez. Çabayı, öğrenmeyi ve dönüşümü önemser. Bu yaklaşım, bireyin hem kendisiyle hem de çevresiyle daha sağlıklı ilişkiler kurmasını sağlar. Çünkü anlam arayışı, insanı tüketmez; aksine güçlendirir.
Bir okul ortamı da bu bakış açısını desteklediğinde, bireyin hayatında kalıcı izler bırakır. Eğitim sadece hızlandırılmış bir bilgi aktarımı değil; bireyin düşünmesine, sorgulamasına ve kendini keşfetmesine alan açtığında gerçek değerini bulur. Öğrencilerin sadece “yetişen” değil; “fark eden” bireyler olarak yetişmesi, uzun vadede çok daha güçlü bir kazanımdır.
Bu anlayışla bakıldığında, Tuzla Edukent Anadolu Lisesi, öğrencilerinin yalnızca zamanla yarışan bireyler değil; yaşamına anlam katabilen, kendi yolunu bilinçle inşa edebilen gençler olarak yetişmesini önemseyen bir yaklaşımı benimsemektedir. Çünkü hız geçicidir; anlam ise kalıcıdır. Ve kalıcı olan, her zaman daha değerlidir.
Okulumuz Blog Köşesi